Ben sana hayran, sen cama tırman
[D] Biri diğerini çok sevip istiyor ama ötekinin bundan hiç de haberi yok.
Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur
[A] Dost ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Ama dost karşısındakinin açık tarafını aramaz. Düşman bir ise çoktur. Çünkü düşman karşısındakinin açık tarafını arar, bulduğu zaman da hiç ummadığımız zaman kötülük yapmaktan çekinmez.
Görelim ayine-i devran ne gösterir
[G.S] Olaylar nasıl sonuç verecek bekleyip görelim. Bu dünyada, bu zamanda olayların nasıl sonuç vereceğini bekleyip görelim.
Misafirin umduğu ev sahibine iki öğün olur
[A] Misafir, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram edeceğini umar. Ev sahibi ise bütçesini ayarlamak zorundadır. Bunun için çok defa misafirin umdukları gerçekleşmez.
Namert olan yaptığı iyiliği başa kakar
[S.G] İyilik karşılıksız ve Tanrı adına yapılan iştir. Karşılığı manevîdir. Mükafatını da Tanrı takdir edecek ve verecektir. Yapılan iyilikten sonra "bunu ben yaptım demek", "ben yapmasaydım şöyle olurdu" demek iyilik yapılan kişiyi üzer, gururunu kırar. Böyle söylemektense hiçbir şey yapmamak daha iyidir. Bu bakımdan mert, efendi olan kimseler yaptıklarını söylemezler. Efendi olmayanlar ise yaptıklarını ortalıkta söylerler, hatta karşılık beklerler.
Peşkeş atın dişine bakılmaz
[A] Bedava gelen, hediye edilmiş olan bir malın niteliği üzerinde konuşmak hatalıdır. Hediye vereni zor durumda bırakabilir.
Tefe koymak
[D] Birini alay konusu yapmak. Beğenilmeyecek, küçük düşürücü yönleri ile tanıtmak.
Yok yere
[D] Sebepsiz, hiç sebep yokken. Boşuna.
Yüz kızartıcı
[D] Utandırıcı.
Yüzsuyu dökmek
[D] Kendisini küçük düşürücü davranışlarda, yalvarmalarda, ricalarda bulunmak.