Alnı parlamak
[S.G] Zekâsı belirgin hâle gelmek, belli olmak. Dürüstlüğü, iyiliği, sevecenliği belli olmak. Benzerlerinin arasında başarıları ile belirgin bir yere gelmek, bilinmek.
Basireti bağlanmak
[D] Gereken önlemleri almakta zorluk çekmek, hiç alamamak. İleriyi görememek. Yapacağı, söyleyeceği şeyleri bilip söyleyememek.
Kişinin kendine ettiğini kimse etmez
[A] İnsanlar ağızlarından çıkan sözlere her zaman çok dikkat etmelidirler. Düşünülmeden söylenen bir söz insanın başına türlü dertler açabilir.
Kök söktürmek
[D] Bir işde bir kimseye zorluk çıkarmak.
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez
[A] İnsanlar çok j sıkıştıkları zaman bütün güçlerini ortaya koyarlar. Bu durumda Tanrı da onlara yardım eder ve sonuçta başarıya ulaşırlar.
Ömür adam
[D] Hoş adam, hoşsohbet adam. Değişik fikirleri olan çarpıcı kişilik sahibi adam.
Şafak atmak
[D] İçinde bulunduğu durumun güçlüğünü, önemini birden kavrayıp korkmak.
Uzun hikâye
[D] Konunun ayrıntıları pek çoktur, anlatılırsa çok uzun sürer.
Yüze gülmek
[D] İçinden gelmediği hâlde yapmacık olarak gülümser gibi yapmak. Dost görünmek. Dalkavukluk etmek.
Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur
[A] İnsanın iyiliği yüzünden belli olur. İçinde iyilikler taşıyan kimsenin yüzü güleç ve nurlu görünür. İçinde kötülükler saklayan kimselerin ise ne kadar güzelleştirmeye çalışsalar da yüzlerinde kin ve nefretlerini görmek mümkündür.