Alnının damarı çatlamış
[D] Utanması kalmamış, etrafını umursamayan.
Ayranım ekşidir diyen olmaz
[A] Her kişi neyi ele almışsa onun iyi olduğunu savunur. Mal satan en iyi malın kendisininki olduğunu, dostunu öven, en iyi dostun kendi dostu olduğunu savunur. Savunduğu kavramlar haklı olarak eleştirilse bile, o kişi bunları kabul etmez.
Çarşı iti ev beklemez
[A] Başıboş bir hayat yaşamaya alışmış olanlar disiplinli bir davranışta bulunamazlar. Sorumluluk gerektiren işlere giremezler.
Dibi görünmeyen tastan su içme
[A] Detaylarını iyice incelemeden, yakınlarının fikrini almadan bir işe girmek doğru değildir.
Gençliğin kıymeti bilinse, kocalığın şikâyeti az olur
[A] Pek çok kimse gençlik yıllarının kıymetini bilmez. Zamanını parasını boşa harcar. Yapılması gerekli işleri ileride yaparım diyerek ihmal eder. Gençlik geçince de artık yapmak imkânını bulamaz. Halbuki gençlikte nasıl hareket edileceği bilinip plânlayıp öyle yapılsa ihtiyarlıkta pişmanlık duyulacak olaylar azalır. Her iş zamanında yapıldığı için de insan huzurlu olur. Etrafına daha olumlu davranır. Sevgiye en fazla ihtiyacı olduğu zaman bu sevgi kendisine fazlası ile gösterilir. Gençlikte ihtiyarlığını düşünmeyen kimse ise yapamadığı işler için huzursuzluk duyar, yapmaya çalışsa da başarılı olamaz. Huzursuzluğu nedeni ile sevilmeyen istenmeyen bir ihtiyar olur. Son günleri de mutluluk içinde geçmez.
Kara bulut gibi
[S.G] Geldiği yere şanssızlık, karamsarlık, felâket getiren.
Katır inadı
[D] Büyük inat, bir türlü iyiye döndürülemeyen, yumuşatılamayan direnme.
Kazma elin kuyusunu kazarlar kuyunu
[A] Başkaları için kötülük düşünen kimse önce kendisi kötülüklere uğrar. Başkaları için tuzak kuran o tuzağa önce kendisi düşer.
Kulak kabartmak
[D] Belli etmeden dinlemeye çalışmak.
Zindan olmak
[D] Çok sıkıcı, dayanılmaz, yaşanmaz olmak. Karanlık duruma gelmek.