Ebe teknesinden beri su görmemiş

[S.G. Üstü başı çok pis ve kokuyor, uzun zamandan beri yıkanıp temizlenmemiş.

Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane

[A] Kişinin çok önceden yazılmış bir alın yazısı vardır. Bunu değiştirmek elinde değildir. Bu kurala göre zamanı gelince ölecektir. Bu ölüme bir bahane bir sebep gerekir. Bu sebep de oluşur. Kişinin ölümüne sebep o değildir. Esas sebep o kişinin Tanrı katına çağırılmasıdır.

Ecel teri dökmek

[D] Bir tehlike karşısında kalıp büyük sıkıntı içine düşmek.

Ecele çare olmaz

[A] Hayatta her işin çaresi bulunabilir. Ama alın yazısının gereği olan ecele çare bulmak, ölümü engellemek imkânsızdır.

Eceli gelen köpek cami duvarına siğer(işer)

[A] Bir toplulukta bütün kişilerin sevdiği kutsal saydığı şeyleri kötüleyen, aşağılayan kimseler hiçbir zaman sevilip istenmezler. Özür dileseler bile eski durumlarına gelmelerine imkân yoktur.

Eceline susamak

[D] Ölümle sonuçlanabilecek, çok tehlikeli işlere girmek.

Ecinniler top oynuyor

[D] Hiç kimse yok. Çok ıssız ve sessiz.

Edebi, edepsizden öğren

[A] Edepsiz insan insanca davranmaktan uzak hareketler yapar. Bu kötü hareketleri gören, sonuçlarını izleyen kişi bunların kötülüklerini görür ve yapmamaya çalışır, öğrenir. Böylece edepsizin yaptıkları edepliye doğru yolu izleme imkânını vermiş olur.

Eden bulur, inleyen ölür

[A] Başkasına kötülük eden kimse en sonunda yaptıklarının cezasını çeker. Çok ağır olan, devamlı inleyen bir hastanın da ölümüne yakın gözüyle bakılabilir.

Edebini takınmak

[D] Davranışlarında saygılı ve terbiyeli olmak. Terbiyesiz, saygısız tavırlarından vazgeçip terbiyeli saygılı olmak.

Efkâr dağıtmak

[D] Üzüntüsünü ortadan kaldırmak, uzaklaştırmak.

Eğilen baş kesilmez

[A] Suçunu, kabahatini anlayıp özür dileyen, karşısındakinin büyüklüğüne sığınan kimseyi affetmek gerekir.

Efradını cami (bireylerini toplayan), ağyarını mani (başkalarını uzakta tutan)

[D] Bütün öğelerini kapsayan, anlatmak istediği her şeyi kapsayan, anlatmak istemediklerini dışarda bırakan. Eksiksiz.

Eğri büğrü

[D] Bazı yerleri eğrilmiş, bükülmüş.

Eğri oturalım, doğru konuşalım

[A] Tavır ve hareketlerin olumlu olması kişiyi toplumda belli bir yere getirir. Ama kişinin davranışları iyi olmasa da etrafına kötülük etmediği sürece bu kişinin bileceği iştir. Fakat her kişi tavırları ne olursa olsun muhakkak doğru konuşmalıdır. Yalan söylememek en büyük fazilettir.

Eğreti ata binen tez iner

[A] Başkasının parasını, malını, yetkisini kullanan kimse ne kadar güçlü olursa olsun, bu gücünü kısa zamanda terk edecektir.

Eğrisi doğrusuna denk gelmek

[D] Bir işde sonuca varılamayan bir yola girilmişken bir uygun durumun oluşmasıyla işin iyi sonuç vermesi, doğru yola girmesi.

Ehven-i şer

[D] En az zararlı olan.

Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını

[A] Tohum iyi olursa ürün de iyi ve güzel olur. Bir işin iyi sonuç vermesi için o işin temellerinin iyi atılması lâzımdır.

Ekmediğin yerde biter

[D] Ummadığınız bir yerde karşınıza çıkar.
Sitesi.WEB.TR © 2010
Toplam 8 sayfadan 1. sayfadasınız, sayfaya git: 1, 2, 3, 4, 5, Sonraki