Taş taş üstünde olur, ev ev üstünde olmaz

[A] Bir dağın diğer bir dağ üstünde olması düşünülemez. Olmayacak bir durumdur. Ama en olmayacak durumlar bile bir gün olabilir, gerçekleşebilir. Ama farklı alışkanlıklara sahip iki ailenin bir çatı altında, : huzurlu bir şekilde yaşayabileceklerini düşünmek, hatta hayal etmek mümkün değildir.

Taş yerinde ağırdır

[A] Kişinin değeri, bulunduğu tanınıp sevildiği yerde geçer. Kendisini sevenler takdir edenler oradadırlar.

Taş yürekli

[D] Katı yürekli, acıması olmayan, zalim.

Taşı gediğine koymak

[D] Karşısındakine söylemek istediğini onun konuşmasında en uygun zamanı ve yeri kollayıp orada söyleyivermek.

Taşı sıksa suyunu çıkarır

[D] Beden olarak çok güçlü kuvvetlidir. İstediği işde çalışıp geçimini sağlayabilir.

Taşıma su ile değirmen dönmez

[A] Bir işi tam yapmak için gerekli malzeme ve paranın tam olarak elde edilmesi lâzımdır. Şunun bunun yardımı 1 ve insafı ile elde edilenlerle işi başarı ile yürütmek i imkânsızdır.

Tatarın kılavuza ihtiyacı yok

[A] Yapacağı işi çok iyi bilen kimselere başkalarının yardım etmesi gerekmez.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

[A] Güzel ve yumuşak bir tarzda konuşma ile en yaptırılamayacak işler bile kolayca yaptırılır. Gönül alıcı sözlerin, hareketlerin yaptıramayacağı iş yoktur.

Tatlı su frengi

[D] Batılı gibi görünmek isteyen, Doğulu Hristiyan kişi. Batılının olumsuz yönlerini alıp Batılı gibi görünmek istemek.

Tatlı ye, tatlı söyle

[A] insan ömrü kısadır. Bu süre içinde etrafındakiler ile dostça geçinmelidir. Özel yaşantımızı huzur içinde tutmalı yakınlarına da hoşa giden, tatlı sözler söylemelidir.

Tatlıya bağlamak

[D] Bir işi tarafları memnun edecek şekilde sonuçlandırmak.

Tatsız aşa tuz ne yapsın, akılsız başa söz ne yapsın

[A] Malzemesi bozuk, pişirilmesi hatalı bir yemeği nasıl tuz düzeltemez, lezzet veremezse temelden bozuk işleri küçük etkilerle düzeltmek mümkün değildir. Aptal, akılsız kişiyi de sözle yola getirmek de çok defa mümkün olamaz.

Tavan başına yıkılmak

[D] Bir üzücü durum karşısında ruhu ezilmek, sıkılmak.

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış

[A] Kişiler kendi mevkilerini iyi bilmelidir. Kendinden çok üstün bir mevkide bulunan kimseye küsen, darılan kişinin bu davranışından üst mevkideki kişinin haberi bile olmaz. Bazen haberi olsa da umursamaz. Böyle davranışlar kişiye bir şey kazandırmaz, kaybettirebilir.

Tavşan uykusu

[D] Her an kalkılabilecek şekilde, tetikte uyunulan uyku; kuşku ile uyunan uyku.

Tavuk gibi akşam olunca gözleri kapanır

[S.G] Uykusuzluğa hiç tahammül edemiyor hemen uyuyor. Akşam olunca hemen yatıyor, uykuya kanamıyor, doyamıyor.

Tavşana kaç, tazıya tut demek

[D] Birbirine düşman iki kişiyi haklısın, doğru yoldasın diyerek desteklemek, kışkırtmak.

Tavşan boku gibi kokmaz bulaşmaz

[D] İyilik yapabilecek durumu olduğu hâlde kimseye iyilik de yapmaz, kötülük de.

Tavşan yürekli

[D] Korkak. Olaylar karşısında çabuk korkan, heyecanlanan.

Tay durmak

[D] [Yeni yürüyecek çocuk için] Bir iki saniye kadar iki ayağı üstünde durmak.
Sitesi.WEB.TR © 2010
Toplam 9 sayfadan 3. sayfadasınız, sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, Sonraki