Sakalım yok ki sözüm dinlensin

[D] Küçük olduğum için itibar görmüyorum, sözüme de düşüncelerime de önem verilmiyor.

Sakalının altına girmek

[D] İyi dostluklar kurarak ona düşüncesini aşılamak, yönlendirmeye çalışmak.

Sakın nisanın beşinden öküzü ayırır eşinden

[A] Nisanın beşinde çok önemli hava olayları olur. İnsanlar bahar geldiğini düşünerek kıyafetlerini değiştirirler. Anîden soğuyan havanın tesirinde kalarak üşür, hasta olurlar.

Sakınan göze çöp batar

[A] Üzerinde çok durulan, çok sakınılan şeyler mutlak bir zarara uğrar. Mutlak bir aksilik ile karşılaşır.

Sakla samanı, gelir zamanı

[A] Çok değersiz bularak atmak istediğimiz maddeleri saklayıp esirgemekte yarar vardır. Bir gün gelir mutlak lâzım olur. En değerli bir işimizin bitirilmesini sağlayabilir.

Saldım çayıra, Mevlâm kayıra

[A] İyice bakılması gereken, dikkat isteyen bir işde, istenilen dikkatin gösterilemeyeceğini belli etmek için kullanılır. Bundan sonrasına ben bakamıyorum, Tanrım gerisi sana emanettir.

Salepçi güğümü gibi içten kaynamak

[D] Karşılaştığı her problemi kendi içine atmak, karşılık verebilmek için de için için fesatlıklar düşünmek, tasarlamak. Görünüşte hiçbir şey belli etmemek.

Salık vermek

[D] Tavsiyede bulunmak, önermek. Uygundur demek.

Salıyı çarşambayı kaybetmek

[D] Günleri birbirine karıştırmak, günleri şaşırmak.

Salkım saçak

[D] Parçalanmış, parçaları yanlara sarkmış. Perişan, dağınık.

Salla başını, al maaşını

[D] Bir iş yapmadığı hâlde ay başlarında muntazam olarak maaşını alır.

Salt çoğunluk

[D] Topluluğun yarısından bir fazla olan sayıdaki çoğunluk.

Saltanat dedikleri cihan kavgasıdır

[Ö] Bu dünyada ne kadar güçlü olunursa olunsun ölümle birlikte hepsi biter ve bu dünyada kalır. Öteki dünyaya bu güç gitmez. Bunun içindir ki saltanat için de olsa kavga etmek yanlış iş yapmak, yanlış hareket etmektir. Herkes daha güçlü olabilmek için bu dünyada büyük bir mücadele içindedir. Ama bu mücadelenin sonu hiçbir zaman gelmez.

Saltanat sürmek

[D] Parlak, gösterişli, emreder durumda bir yaşam sürmek. Hükmetmek.

Saman alevi gibi parlamak

[D] Birden kızıp köpürmek, çok kısa zamanda hırsı geçmek.

Saman altından su yürütmek

[D] Hiç kimseye belli edip sezdirmeden iş yapmak, yaptığı işler ile etrafındakileri birbirine düşürmek.

Saman elinse, samanlık senin

[D] Sana ikram edilen maddeler bedavadır diyerek pek çok yemek. Bunları hazmedecek olan, zorlanacak olan senin midendir, ziyanı sanadır.

Saman gibi ne tadı var ne tuzu

[D] Lezzetsiz, yemek içmek istenmeyen.

Samur kürk de olsa kabahati kimse üzerine almaz

[A] Kişi her yaptığını doğru zanneder. En küçük hatasını bile kabul etmek istemez. Kabahat, kınanan, aşağılanan bir davranış olduğu için kimse sahiplenmek istemez.

Samyeli esmek

[S.G] Ortalıkta tehlikeli, huzur bozucu bir durum hâkim olmak. Kurumak, huzursuz olmak.
Sitesi.WEB.TR © 2010
Toplam 15 sayfadan 4. sayfadasınız, sayfaya git: Önceki, 2, 3, 4, 5, 6, Sonraki