Hekim kim, başına gelen

[A] Bir konuda en iyi kararı verecek olan kişi, daha önceleri o konuyu yaşamış, tecrübe kazanmış olan kimsedir.

Hekimden sorma, çekenden sor

[A] Her acının ve sıkıntının ne demek olduğunu o sıkıntıyı hafifletmek için yol gösteren değil, sıkıntıyı kendisi yaşamış olan daha iyi bilir ve takdir eder.

Hekimsiz, hâkimsiz memlekette oturma

[A] Toplumda insana en gerekli şey sağlık ve huzurdur. Sağlık için doktor, huzur ve güvenlik için de adaleti dağıtacak hâkim mutlaka gereklidir. Bunların olmadığı yerde oturmak doğru değildir. O yer ne kadar güzel olsa da insanlar için tercih edilmez, edilmemelidir.

Helâl kazanç ile pilâv yenmez

[A] Doğrulukla, ahlâkla, yasalara uymakla elde edilen kazanç hiçbir zaman insanı zengin etmez.

Helâl olsun

[D] Yaptığım hiçbir şey için karşılık beklemiyorum, her şeyi karşılıksız yaptım, bağışlıyorum. Gönül rızam ile bağışlıyorum. (Eline aldığı işi kendinden umulmadık bir biçimde yapıyor.)

Helâl süt emmiş

[D] Doğru, temiz karakterli. Başkaları için kötülük düşünmeyen. Her zaman doğruluktan ayrılmayan.

Helâl ü (ve) hoş olsun

[D] Verdiklerimi güle güle kullansın. Yaptıklarımı gönülden bağışlıyorum. Karşılık beklemiyorum.

Helâle cömertlik olmaz

[D] Evli kişiler ister kadın olsun ister erkek karşı cinsten olan başka kişilerle çok samimi olmamalıdırlar. Samimiyet bunlar için doğru değildir. Yanlış anlaşılır, problemler çıkabilir. Helâl yoldan kazanılmış olan her şeyi mirasyedice harcamak doğru değildir. Çünkü onlar büyük bir çalışmanın ürünüdürler.

Hele şükür

[D] Arzu edilen sonuca ulaşıldığı için mutluyum, huzurluyum.

Helva demesini de bilirim, halva demesini de

[D] Her ortamda nasıl hareket edileceğini, nasıl konuşulacağını çok iyi bilirim.

Hem çalar, hem oynar

[S.G] Her zaman her yerde neşelendirmesini ve neşelenmesini çok iyi bilir. Her ortama rahatlıkla uyar.

Hem kel, hem fodul

[D] Pek çok eksiği olduğu hâlde, hâlâ da hâline bakmadan üstünlük taslar veya taslamaya çalışır.

Hem nalına hem mıhına

[D] Bir olayda, olayı oluşturan her iki tarafın bazen birini bazen diğerini destekleme.

Hem suçlu, hem güçlü

[D] Kendisi doğrudan suçlu olduğu hâlde, suçsuz gibi görünen, gerekirse başkalarını da suçlayan, suçlamaya çalışan.

Hem ziyaret, hem ticaret

[D] Biriyle bir görüşme yapmaya gidip, bu seyahati sırasında başka bir işi de gerçekleştirip kendi çıkarına sonuçlandırma işi, durumu.

Her ağlamanın bir gülmesi olur

[A] Sıkıntılı, dertli günler sonsuza kadar devam etmez. Sıkıntıların sonunda muhakkak mutlu güzel huzurlu günler gelecektir.

Her ağacın meyvesi olmaz

[A] Toplumdaki her kişinin o topluma faydalı olması mümkün değildir.

Her arı bal yapmaz

[A] Her kimsenin topluma yararlı olacağını düşünmek hatadır. Toplumda, toplum için faydalı olan kimseler olduğu gibi faydasız olanlarda bulunabilir.

Her azın bir çokluğu vardır

[A] Bir şey az diye bırakmamak gereklidir. Az olanlar ziyan edilmeyip biriktirildiği takdirde sonunda çok elde edilir. Biriktirmeye önem verilmelidir. (Damlaya damlaya göl olur.)

Her başın derdi vardır, değirmencininki sudur

[A] Bir toplumda yaşayanların hepsinin bir derdi bir problemi vardır. Bunlar birbirine benzemez. Her dert, dert sahibini daha çok etkiler.
Sitesi.WEB.TR © 2010
Toplam 10 sayfadan 5. sayfadasınız, sayfaya git: Önceki, 3, 4, 5, 6, 7, Sonraki