Elinde de var dilinde de

[S.G] Hem başkalarına yardım etmesini, hem de gönül kazanmasını çok iyi bilir ve uygular.

Elinden geleni ardına bırakmamak

[D] Yapabileceği bütün kötülükleri yapmak. Elinden gelenlerin bütününü yapmak.

Eline eteğine doğru

[D] Namussuz değil. Hırsızlığı yok.

Eline su dökemez

[D] Ustalık derecesinde ondan çok gerilerde. Onun kalite ve derecesinden çok uzaktadır.

Elini veren kolunu alamaz

[D] Kendisine bir şey verildiğinde geri almak hiçbir şekilde mümkün değildir. Verilenden daha büyüğünü almaya çalışır. Verileni geri vermediği gibi, daha fazlasını ister.

Elinin hamuru ile erkek işine karışmak

[D] Bilmediği, anlamadığı bir işi yapmaya çalışmak, etrafındakilere yapar görünmek.

Elmayı soy ye, armudu say ye

[A] Elma soyularak, armut da belli sayıda yenilmelidir. Kabuklu elma ile fazla yenen armut kişiye ziyan verebilir.

Emanet at insanı yarım bırakır

[A] Bizim olmayan mala güvenerek bir işe girmek doğru değildir. Sahibi geri istediğinde bizim işimiz de yarım kalır.

Emanet ata binen tez iner

[A] Başkalarının parasını, malını, yetkisini kullananlar bir süre sonra bu yetkileri asıl sahibine bırakmak zorunda kalırlar.

Emanete hıyanet olmaz

[A] Kişiye emanet edilen ne olursa olsun onu aldığı gibi sahibine geri vermesi gereklidir. Kendi veya başkasının çıkarı için kullanmamalıdır. Bu törelerimize, kanunlarımıza ve namus, şeref gibi manevî değerlerimize aykırıdır.

Emek olmasa yemek olmaz

[A] Yaşamak, hayatın tadını çıkarmak için çalışmak, çok çalışmak gerekir.

Emir kulu

[D] Başkasının verdiği emirleri yerine getiren.

Emmim, dayım, hepsinden aldım payım

[A] İnsanlar yaşamlarında en yakını olan kimselerden bile yardım istememelidir. Yalnızca kendine güvenmelidir.

En son gülen iyi güler

[A] - mamalıdır. İş bitip başarı elde edilince başarının verdiği mutluluk bütün bu sıkıntıları ortadan kaldıracaktır. Bu başarısızlıklarla alay edenler de yaptıklarından utanacaklardır. Başarı bu konuda sabırla bekleyenin olacaktır.

Ensesi kalın

[D] Sözünü etrafındakilere dinleten, geçiren. Parası fazla, zengin.

Ensesinde boza pişirmek

[D] Bir kimseyi bir işde çok sıkı takip etmek. Sıkıştırıp çalışmasını sağlamak.

Er dayıya, kız halaya

[A] Ailede kızlar halaya erkekler dayıya çeker diye söylenir. Bu bakımdan dayının ve halanın durumu biliniyorsa çocukların durumu da önceden öğrenilmiş olur.

Er kocarsa koç, karı kocarsa hiç olur

[A] Erkek ihtiyarlarsa tecrübeli esprili hoşgörülü olur. Kadın ihtiyarlarsa sıkıntı veren çekilmez bir duruma gelir.

Er ol da baş yar

[G.S] Erkek olan kişi kimsenin yardımına muhtaç olmadan kendi işini yapan, geçimini sağlayandır. Erkek olduğunu, erkekliğin gereğini gerektiğinde gösterebilendir.

Er olan ekmeğini taştan çıkarır

[A] Çalışkan dürüst olan kimse her zaman geçimini temin eder. Hiçbir zaman aç kalmaz.
Sitesi.WEB.TR © 2010
Toplam 8 sayfadan 5. sayfadasınız, sayfaya git: Önceki, 3, 4, 5, 6, 7, Sonraki